Sanat Dünyamız’da ilan sorunu…

Yapı Kredi Yayınları’nın Sanat Dünyamız dergisi Temmuz-Ağustos sayısının kapağında İstiklal’in yeni sanat mekânı Arter ve sanat gündemine kattığı “sanat için alan” başlığı ele alınıyor. “Sanat için alan” konusunun enine boyuna tartışıldığı derginin bu sayısına bir de ilan tartışması damgasını vurmuş…. işte derginin editörü Mine Haydaroğlu’nun kaleminden yeni sayı ve tartışmalı ilan’ın durumu…

Yaşam alanı (lebensraum) kavramının en sade türkçe açıklaması “nefes alabildiğim yer” olabilir mi? Kendimi en canlı hissettiğim, kendim gibi varolabildiğim, sözümün geçtiği, saygı duyduğum, istediğim gibi yaşayabildiğim yer/ler. İster huzuru bulduğum, ister rahatça ağlayıp ya da güldüğüm, belki uyukladığım, normal insan hallerimle, duygularıma, düşüncelerime etki eden ya da tekabül eden, sınırını en iyi benim ve en yakınlarımın bilebileceği bir alan. En çok seyahatte mi rahat ediyorum, o zaman benim yaşam alanım yollar, oteller, deniz, hava… Ya da en çok odamda, kendi evimde mi rahat ediyorum, o zaman yaşam alanımın sınırları odam, evim. Ama evimin içinde ürettiklerim kendi başlarına bile bir yerlere gidiyorsa, o gittikleri yerler de benim yaşam alanım. Stadyumda mı coşabiliyorum, köyde mi, yoksa alışveriş merkezinde mi? İnsan kişiliğine, eğilimlerine göre kendi alanını her zaman oluşturmak istemiş ve oluşturuyor da, oluşturamadığı takdirde yine o alanlarda varolmaya, kendini dökmeye çabalıyor. Bilinçli ya da bilinçsiz, takipçi ya da lider ya da ekip insanı olarak. Dolayısıyla “lebensraum”un “nefes alabildiğim yer”in örnekleri her yerde. İyi ya da kötü demeden, yargılamadan, nötr baktığımızda, stadyumda bulunanlar demek ki o alandan, oradaki insan ve hissiyat yoğunluğundan türlü tepkilerini dışavuruyorlar. Evde, işte, yemekte, tatilde bir grup insan bir araya geldiğinde kendilerini içinde buldukları yaşam alanında kaynaşıyorlar, kopuyorlar, birbirlerini güçlendiriyor ya da zayıflatabiliyorlar. Mücadele edilmesi gerektiğinde, mücadeleler o alan içinde veriliyor, zayıflayan o alandan çekiliyor, alanın tarifini yapabilenler orada yaşamaya devam edebiliyorlar. (mesela ben bu sayıdaki bir ilana karşı mücadele verdim, başaramadım, umarım anlayış gösterilir, sanat için alan tartışması belli ki hep sürecek.)

Nerden bağladı, diyorsanız, cevabım şu. “sanat alanı” da “yaşam alanı” gibi kavram olarak dilimize yerleşebilecek, yaygınlaşabilecek bir kavram esasen. Sanat alanı tek başına akademi, tek başına müze değil, tek başına bir usta ressama ait bir şey değil. Bu açıdan baktığımızda hayatın ve sanatın –ikisi zaten aynı bence– nasıl dalga dalga hepimize, her iki anlamıyla, dokunduğunu, etkilediğini görüyoruz. “sanat için alan” kavramı bence işte böyle bir zeminde, daha doğrusu helezonda hayatımıza dahil oluyor.

Vehbi Koç Vakfı’nın Arter-Sanat İçin Alan projesi bu kavramı iyice vurguladığı için bu sayıda kapakta yer alıyor. İçerideki sayfalarda ise sanat için alan kavramının açılımlarından bir sürü örnek, konuyu sanat içinde tartışanlar, üretenler var.”

Reklamlar
This entry was published on Temmuz 22, 2010 at 2:26 pm. It’s filed under çağdaş sanat, güncel, kültür sanat, yayıncılık and tagged , , , . Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: